denizin günlüğünden arta kalanlar...

7/4/2008 - denizin günlüğünden.. 7nisan08

   Utkunun sesiydi duyduğu -dünkü telefondan bahsediyorum-. Yıllar sonra özür dilemek için aramış bir arkadaş… Aramasaydı Denizin aklından tamamen çıkmış bir arkadaş… Kaydı tekrar tekrar dinledi, sonrada kalbini yokladı biraz. Baktı ki örümcekler ağ yapmaya başlamışlar bile onun köşesine. Evet, zamanında üzmüştü Denizi. Ama geçti, gitti. Konuyu tekrar açmanın bir mantığı yok diye düşündü, aramadı onu.

 

   Tarihe bir baktı, ayın yedisi. Yapacak bir işi yoktu bu gün. Evcimen diye bir tabir vardır, bilirsiniz muhakkak… Denizi niteliyordu tek kelimeyle. Bütün günü odasında kitap okuyarak geçirebilirdi, ya da mutfakta birkaç tarif keşfederek.  Sonrada en sevdiği filmleri izleyerek… Mutluluk bu kadar basitti onun için, buna rağmen gerçek mutluluğu kaybedeli bir yıl kadar oluyordu. Belki geri döner diye mutluluğu akşam saatlerinde camda beklerdi…

 

   Kalkıp hazırlandı, kararını verdi, eski bir dostu ziyaret edecekti bu gün. Ona çok emeği geçmiş, yaşlı bir teyzesini. Arabasına atladı ve çocukluğunun geçtiği o eski mahalleye doğru yola çıktı. Ona dun gece yaptığı taze kurabiyelerden bir paket hazırladı, birde lambalarda bekleyen çingenelerden bir demet çiçek aldı. Gitti, artık kocaman olmasına rağmen ev ahalisi hala ona küçükmüş gibi davranıyordu, Deniz bu ilgiyi çok özlemişti. Akşama kadar birlikte vakit geçirdiler.

 

    Eve dönme vakti geldiğinde Deniz son bir kez çocukluğunun geçtiği eve baktı, biraz hüzünlü bir veda oldu. Arabasına atladı, yavaştan ilerlemeye başladı. Müziğin sesini açtı ve bağırarak şarkı söylemeye başladı. Anında refleks olarak ani bir fren yaptı, sonra acı bir fren sesi... Aniden indi arabadan, bembeyaz bir kedi arabanın önünde durmuş, Denizin gözlerinin içine baktı. Tam zamanında durdurmuştu arabayı, birkaç santim farkla kedi hala hayattaydı. Gözlerinin içinde kayboldu kedinin, korna sesleriyle daldığı yerden çıktı. Onu yerden aldı, arabaya oturttu. Kedilerden nefret etmesi gerçeği bu kedide işlememişti.

 

    Eve gitmeden onu bir veterinere kontrol ettirdi. Gayet sağlıklıydı. Adını ‘’Kontes’’ koydu, kimine göre bir köpek adı olabilirdi ama artık kontes bir kedisi vardı. Köpeğiyle iyi anlaşırsa pek bir sorun yoktu ortada. Evin nüfusu üç olmuştu bir günde, acaba üçle sınırlımı kalırdı?

Yorum (0) :: Bağlantı

6/4/2008 - denizin günlüğünden.. 6nisan08

  ‘’Yıllar önce bu gün yaşanmamış olsaydı ne güzel olurdu. Olur muydu aslında, aksi taktir de bu kadar çabuk büyüyebilir miydim bilmiyorum. O gün sahildeki adam, gözlerimin içine baktığı zaman küçük Deniz oldum, o benim genç yaşta ihtiyarlamama sebep olmuştu. Yani denge sağlandı diyebiliriz. Umarım sağlanmıştır da, artık yaşamam gereken yaşta olurum, umarım..’’. Bu notu fıstık yeşili buzdolabının kapağına yapıştırdı ve en güzel elbisesini giyip dışarı çıktı. Eski arkadaşlarıyla vakit geçirecekti bu gün. Çünkü bugün nisandı, nisanın altısı. Tarihi unutmak için, yapması gereken ne varsa bugüne sakladı.

 

   Onlara sıkı sıkı sarıldı, yılların özlemini gidermeye çalışırmış gibiydi. Ya da bugünü birine sarılarak geçirmek ister gibi dersek yanılmış olmayız. Ağlamaktan arta kalan gözlerini görmemeleri için güneş gözlüklerini taktı. En önemli aksesuarı tebessümünü de unutmadı evden çıkarken, bütün gün o saçma sapan gülüşüyle sohbetlerde yer buldu kendine.

 

  

  Eve geldiğinde saat on bire vurmuştu. Uzandı koltuğa, çantasını bir yerlere fırlattı. Günlük ‘’bu gün ne öğrendim’’ analizini yaparken aklına bir şey geldi. Sahildeki genç, ona ulaşabileceği bir e-posta adresi vermişti. Hemen kalkıp çantasını buldu, içinde aradığı turuncu fosforlu bir kâğıttı.  Hemen buldu. Bilgisayarını açtı ve onu kendi adresine ekledi. Biraz bekledi, genç yoğun olduğunu söylemişti uyuyor olabilirdi bu saatte.

 

  ‘’ Yorgun bir gün, kötü bir gün, garip bir gün!’’ dedi telefondaki ses. Daha doğrusu telesekreter... Şöyle devam etti ‘’ numaranızı bulmakta zorluk çektim biraz, umarım aradığımı görünce bana dönersiniz. Bu arada, ben hatırlanmayı bekleyen bir yakınınızım. Sesimden tanımışsanız eğer… deniz! Özür dilerim…’’ dıt dıt dıt dıt…

Yorum (0) :: Bağlantı

4/4/2008 - denizin günlüğünden.. 3nisan08

    Dün gece erken yattı, bu sabah erken kalkmak için. Erken kalkıp kendisiyle kahvaltı yapacaktı. Yalnızlık Tanrının lutfuydu artık onun için. Günler geçip giderken, her dakika kendini büyütmesi ancak yalnız kalmasıyla mümkündü. Biraz genç öğrenmek zorunda kaldı her şeyi, biraz genç olgun bir kadın oluverdi.

 

   Dün geçmişten sıyrılamamıştı, bugün hafızasını yenilemeye karar verdi. Dedim ya erken kalktı, erken saatlerde düşünmeye başlamak istedi. Sahile indi. Ondan vazgeçti artık, başka bir teni seçmişti çünkü o. O adam, kötü adam. Şu çizgi filmlerdeki kötü adamlardan biri olduğunu düşündü Deniz onun. Oda bu durumda iyi karakter miydi? Bilmem. Bu konuda pek fikri yok gibiydi. Ama şuna emindi kötünün iyisiydi.

 

  Birkaç metre ilerisinde birini gördü.  Ayakkabıları sol elinde tutuyordu, diğer eliyle taş sektiriyordu-Deniz bu oyuna bayılırdı, hayatında bir kere bile başaramasa da-. Nedense ondan başka birinin de orada olmasına çok sevindi. Gidip konuşmak istedi, ama saçma olurdu. Kafası öndeydi. Onu görmemiş gibi yaptı, arada bir göz ucuyla batı yinede. Genç adamın üzerinde çizgili, mavi bir gömlek vardı, yalınayak suların içinde yürüyordu. Bir süre sonra Deniz fark etti ki, oda Denize bakıyor. Birden kalbinin ritimleri hızlandı. Sonra adam geri döndü, ters yöne doğru yürümeye başladı. Deniz umursamadı.

 

  Eğildi, yerden yassı taşlar topladı. Canı taş sektirmek istemişti. Deneyecekti sadece, daha fazlarını yaparsa şu andakinden daha mutlu olabilirdi. Bir şeyleri başarmak herkesi mutlu eder neticede. Doğruldu ve içinden üçe kadar saydı, ilk deneme tam bir fiyasko... Bir kere bile sekmedi. İki, üç, dört... Hepsi başarısızdı. Sinirlendi ve avucundaki taşların hepsini fırlattı derin maviye. İşte tam bu sırada içini ısıtan bir ses duydu kulakları.  ‘’ pardon, bu konuda biraz deneyimim var... Belki… Yardım etmemi istersiniz?’’

 

  Deniz çok şaşırdı, o, biraz önce heyecanlandıran genç adam karşısın daydı. Elini uzattı ‘’ merhaba! Burak.’’ Denizde uzattı elini. Adını fısıldadı. Uzun uzun gözlerine baktı, olanları anlaması için biraz zaman gerekliydi,zaman..

Yorum (0) :: Bağlantı

2/4/2008 - denizin günlüğünden.. 2nisan08

     Sabah kalkar kalkmaz ona mektup yazdı. Dün  bir nisandı, bugun iki nisan, yarın üç, sonra dört,beş,ve altı… Bugun postalarsa ayın tam altısında elinde olurdu. Önce ne yazacağını, ne yazması gerektiğini bilemedi. Tekrarlamak istemiyordu hatalarını ama yardım da etmek istiyordu. Biliyor du ki ona yardım edebilecek tek insan kendisiydi. Deniz mütevazi bir insan olsada bu konuda kendini övebilirdi, ona yardım etmeliydi. Aşkından geçmişti,çoktan.. tekrar bişeylerin başlayabilme ihtimali yoktu, ama güzel şeyler paylaşılmıştı. Bu yüzden tamda ona ihtiyacı varken yüz üstü bırakmaz olmazdı.

 

    Mektubu yarım bıraktı ve alışverişe çıktı. Köpeğini de yanına aldı.  İşini dün teslim ettiğinden bugün kendine izin vermişti. Gezmek , alışveriş yapmak.. derken nbirden telefonu çaldı, yemeğe çıktığı genç adamdı bu. Sadece onun çok iyi bir insan olduğunu söylemek için aramıştı. Mutlu oldu, teşekkur  etti. Arkadaşlıklarının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi ikiside. Denizin içi artık çok rahattı. Şükürler olsun ki her şey yolundaydı. Kalbi –tabiri caizse- tıkırtıkır çalışmaktaydı,uzun zamandırda pek bir sorun çıkartmamıştı. Kabuslarından sonra belki…

 

    Şu güzel sahilin tadını çıkarmadan eve geri dönmek olmazdı. Poşetlerini arabasının içinde bıraktı, köpeğinin tasmasını avuclarının arasından usulca bıraktı.  Hayvan, hızla koşturmaya başladı. Deniz ona durmasını söyledi. Durdu, gözlerinin içine baktı. Hızlandı ve gitti. Tabiî ki geri gelecekti. Sorun onunda Denizi yalnız bırakmasıydı. Düşündü, hatalarını, yaptıklarını. Tamam hatalıydı bazı konularda ama büyük pay ondaydı emindi bundan. Ne olursa olsun hiçbir kadın aldatılmayı hak etmezdi. Fazla mı göznde büyüttü onu? Aslında aynıydı diğer tanıştığı bütün erkeklerle. Kiminin gözleri daha güzel, kiminin boyu daha uzun. Denize çok acı çektirdi, ve bir doğum günü kutlamasını hak etmiyordu. Hemde özel bir kutlamayı.

 

   Büyün bunları düşündükten hemen sonra telefonu çaldı. Arayan oydu. Ama şu anda çok kızgındı ona, hatta öyle oldu ki, numarayı görünce midesi bulanmaya başladı. Meşgule aldı. İki katlı beyaz evine dogru yürüdü. Köpek onun yanına çoktan gelmişti. Başını okşadı. Anahtarlarını yine o masanın üstüne fırlattı. Mektupları gördü. Bunlara ve onunla ilgili bir şeye artık ihtiyacı yoktu. Anladı ki ne aşk tı nede sevgiydi geriye kalan. Kötü bir bağımlılıktan kurtulmanın zamanı gelmişti,hemde çoktan..

 

  Duşa girdi,bağıra bağıra şarkı söyledi, muhtemelen içindeki korkudan kurtulmak için. Ona ait her şeyi bir kutuya koydu. ‘’Bir kutu dolusu hatıradan ibaretmiş her şey, içi hiç acımadan defalarca ihanet etti tüm bunlara .’’ dedi. Ağlamadı,birkaç damla yaşı saymazsak.

 

  Üstünü giydi ve bilgisayar başına oturdu. Müzik dinlemeye dalmışken kapı çaldı. Postacı! ‘’ deniz boz?’’. İmzasını attı ve paketi aldı. Bir zarf.. içinde bir resim buldu. Amerika ve kanyonlar.

 

Yorum (0) :: Bağlantı

1/4/2008 - çocukluğumun geçtiği o eski mahallede...

Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

açıklama mı.. niye ki..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım